İçeriğe geç Altbilgiye atla

Kazımcan Şen Yazdı ”Futbolun Siyallaşması ve Türk Futbolunda Siyaset”

Futbol ve siyaset ilişkisinin iç içe geçmesi çok daha eski zamanlara kadar gider ancak zamanla bu ilişkinin niteliği dönüşüm yaşamış, siyasetin futbola zaman zaman müdahil olduğu düzlemden futbolun kurumsal ve iktisadi yapısı siyasal alanın bir uzantısı haline gelmiştir. Türkiye’de bu dönüşüm son yirmi yılda gözle görünür derecede hissedilmeye başlandı. Siyaset futbolun bir parçası olduğu gibi futbol da siyasetin bir aracı hâline gelmiştir.

Peki bu eğilim ve dönüşüm neden yaşandı ?

Futbolun yapısal özelliği gereği en önemli farkı fanatizmin diğer spor dallarına nazaran daha üst seviyede olmasıdır. Düzenli bir zaman çizelgesinde insanlar/taraftarlar geniş kitleler halimde belli mekanlarda toplanırlar. Duygusal yatırım özelliği hat safhada olan bu spor organizasyonunda güçlü bir alt yapı ile biz-onlar ayrımı vardır. (Kutuplaşma siyaseti gelişmemiş/gelişmekte olan ülkeler için politikanın en önemli enstrümanıdır) Tüm bu nitelikleri ile futbol kolektif kimlik kazanır.

Üstelik bu siyasi eğilim yalnızca Türkiye için geçerli değildir. Uluslararası alanda İspanya/Katalonya’da Barcelona’nın kimlik siyaseti, Arjantin/Domingo Peron döneminde sporun, resmi ideolojinin yayılmasında araç olarak kullanılması, İtalya’da Ultra hareketlerinin ideolojik bölünümü, 2011 sonrası Mısır iç karışıklıklarında taraftar gruplarının sokakta rolü. Yani siyaset yalnızca bizim ülkemizde futbolun içinde değil uluslarası alanda da böyle, asıl önemli olan bu durumun biçim ve yoğunluğu.

Türk futbolunda artık siyasiler futbol takımlarında başkan ya da yönetici oluyor,(doğal), bulunduğu şehirde siyasi desteği alabilmek için devlet imkanlarını rahatça kullanabiliyor, bakanlar şampiyonluk kutlamalarına katılıp özçekim yapıyor, maçlarda localardan özel yer ayrılıp maçlar takip ediliyor(doğal), futbol takımları yaptıkları transferlerin ardından siyasetçilere teşekkür metni yayınlıyor hatta belediye başkanları kaynağını göstermeden yüksek meblağlı forma alımları yaparak bunu basında rahatça dile getiriyor.

Hatırda kalacak şekilde ilk söylemler 97 yılının 28 Şubat döneminde idi. Buhranlı siyaset döneminin en kritik virajlarından olan bu süreçte tribünler laiklik lehine sloganlar atılmıştı. Gezi eylemleri süreci ve sonrasında taraftar topluluklarının siyasi alanda rolü belirgin şekilde ön plana çıkmaya başladı. En büyük dönüşümün yaşandığı kırılma anı belki de burasıydı. Artık bugünden itibaren stadyumlardan siyasi ve ideolojik sloganlar daha hızlı şekilde belirginleşmeye başladı. Bazı taraftar toplulukların eylemlerde aldığı rol ve 2023 depremlerinin ardından stadyumlarda verilen tepki ve atılan sloganlar diğer örneklerdir. Son dönemlerde ise en çarpıcı örnekleri bir takım taraftar grubu temsilcisinin alenen ülkenin kurucusuna hakaret edebilecek cesareti kendinde bulması, başka birinin isminin suç örgütlerine konu olan belgesellerde başrol olması ve yaşadıkları, diğerinin ise geçmiş sabıkasından da mütevellit uyuşturucu ile mücadele söylemlerine rağmen kanında uyuşturucu tespiti (soruşturma devam etmektedir, suçlamalar kabul edilmedi) ve gözaltına alınırken terör örgütü lehine attığı slogandır. (İddianame incelendiğinde verilen ifadeler ile daha sonra olay içeriğine yapılan açıklamaların tutarsızlığı söz konusudur). Ancak en önemli ayrıntı tam olarak burada başlıyor; mesele siyasetin tribünlere girip girmediği değil hangi siyasetin serbest hangisinin cezalandırılır olduğu.

6222 sayılı kanunun uygulamada geniş bir alan bulması artık taraftarlar üzerinde oluşan baskının en kritik boyutudur. Bu kanun kapsamında artık taraftar kavramına gelen cezalar yalnızca stadyum içinde yapılan davranışlarında yanında giriş alanı, giriş güzergahları, maç öncesi toplanma alanları, toplu taşımalar hatta sosyal medya platformları. Kanunlar devlet nizamını düzenleyici maddelerdir. Toplum yaşamına aykırı, vatandaşların haklarını pervasızca gasp eden ve zarar veren her davranış kanunlar nezdinde cezasını alır/alacaktır. Ancak futbolu güzelleştiren daha açık bir tabirle futbolun doğasına uygun ancak aşırı olarak nitelendirilen bazı davranışların yaptırımının geri dönüşünde ağır olması insanların bu spora olan eğilimine ket vurmaktadır. Aslında daha önemlisi ve en tepki gören kısım aynı kanun maddelerinin her kulübe eşit derecede uygulanmamasıdır. Burada futbolun siyaset ile ilişkisi bir kere daha ön plana çıkıyor, mevcut iktidara yakın isimlerin ya da şehirlerin rol aldığı karşılaşmalarda yapılan aşırılıklar göz ardı edildiği gibi benzer davranışın daha ölçülü olanı direkt yaptırıma tabi tutuluyor. Samsun şehri bu örnekleri defalarca yaşamıştır.

Siyasetin bu denli bir spor alanına müdahil olması birden fazla olumsuzluğu beraberinde getirmektedir. Sporun olmazsa olması eşit rekabet hakkı takımların elinden alındığı gibi seyir zevki düşük ve global başarının alt seviyede olmasına neden olur. Her maç sonunda futbolun zevkinde çok kritik hakem hatalarının konuşulduğu, skora direkt etki eden kritik kural ihlallerinin yapıldığı, bazı takımların bile isteye kayırıldığı bir ülkede futbol paydasında başarı beklemek hayalden öte değildir. Kadro seçimi ile eleştirilen odağında bir spor organizasyonuna başlayıp fiyaskoyla dönen A milli takım ve uluslarası spor organizasyonlarına bir tane Türk hakeminin bile çağrılmaması Türkiye’de futbolun geldiği son noktanın en güzel yansımalarıdır. Bu başarısızlığının altında şüphesiz futbola dışardan yapılan müdahalelerin neden olması yadsınamaz bir gerçektir.

Yorum bırakın

Üni-Sam'dan Gelen Bildirimleri Etkinleştir Evet Hayır